YALINKOLİK
  Röportajlar
 


 

Tarih:06-06-2005

Vatan Gazetesi

Yazar ismi:Haşmet Babaoğlu

Başlık:”Küçücüğümüz Herşeyimiz”

Ayvalık'tan İzmir'e doğru yol alıyordum. 2004 yılı baharıydı.

Sabahtı, ortalık tenhaydı...
Yıllardır yollarda dinlediğim rock şarkıları nedense bu kez tatmin etmiyordu beni; ne U2, ne Chris Rea, ne Guns N'Roses...

Müzikçalarımdan bir CD'yi çıkartıp ötekini takıyordum sürekli ama olmuyordu, istediğimi bulamıyordum.

Derdini allayıp pullamadan anlatan şarkılar istiyordum...

En sert sözleri püfür püfür meltem kıvamında söyleyecek bir şarkıcıya ihtiyacım vardı...

Onca yaşanandan sonra yine kalbime saklanmak isteyen arsız bir sevdanın beynimde sürüp giden uğultusunu ancak öyle bir şarkıcı bastırabilirdi...

Ayağımı birden gazdan çektim, hafifçe frene bastım sonra ve sert bir manevrayla karşıma çıkan benzin istasyonuna girdim.

içimdeki bir ses öyle emretmişti sanki...

Kararlı adımlarla marketten içeri girip tezgâhtara "Yalın'in albümü var mı?" dedim.

"Kaseti var."
"Olsun. Alayım..."

Sabırsızca açtım kaseti. Hemen müzikçaların içine sürdüm...

işte aradığım şarkıyı bulmuştum...

"Yasaklandın...
Hep saklandığın bu kalpten
Kovuldun sen
Isınıp uyumayı unut
Sarılıp ağlamayı da...
Günaydın... Gittim ben."

Ses düğmesini sonuna kadar açtım ve bastım gaza...
Güzelim İzmir'e varıncaya kadar gaza bastım, bastım...

***


O günlerin üzerinden bir yıl geçti.

İnsana kısacık bir zaman dilimi gibi geliyor ama ne çok sular aktı hayat köprümün altından...

Yenilendim; sevdim, sevildim.
O arada Yalın da ikinci albümüyle karşıma çıkıvermez mi?

Yine bütün sadeliğiyle, tatlı tatlı insanın içine işleyen şarkılar vardı albümde; yine aşkın acılarını, kaygılarını, sevinçlerini mırıl mırıl dile getiren şarkı sözleri...

Hele o "Küçücüğüm"
şarkısı yok mu? Gönlümüzü, hem de nasıl çalıverdi...

Geçen cuma akşamı Açıkhava'da hem sahneye hem de dinleyici sıralarına baktım baküm da anladım.

Sahnedeki genç adam "Küçücüğümüz, her şeyimiz"di.

Yalın "Hiç özlemediğim kadar özlüyorum bu aralar seni / niye bilmiyorum ama / ben sadece senle mutluyum" derken sahnede, asıl Açıkhava Tiyatrosu'nu dolduran kalabalığın şarkıyı ona söylediğini hissettim: "Küçücüğüm, her şeyim."

O kalabalığın çoğunluğunun da 14-18 yaş grubundan henüz "küçücük" genç kızlardan oluşması ayrı bir hayat cilvesiydi...

Pankartlar hazırlamışlardı:
"Sensiz olmaya itirazım var" diye; "Sonsuz ol Yalın" diye...

Hoş, sımsıcak, aydınlık bir konserdi...

(Finalde ışıklar pat diye yafa/masaydı, seyirci gitmeye zorlanmış gibi hissetmeseydi ve Yalın bise çıksaydı daha da güzel olacaktı!)

Yetişkinlerin "Keşke" şarkısında ayağa kalkıp "ah, keşkeee... Oyunlar oynamasaydık, üzülmeseydi şarkılar" diye bir ağızdan söylemelerini, yeni yetmelerin ise yırtınırcasına "bütün gün sarılsak, bana yetmeeeez" diye bağırdıklarını zihnimin bir kenarına not ettim elbette.

***


Malum, bazı pop şarkıcılarımızın stüdyo kayıtlarıyla konserleri arasında uçurum vardır.

Arkalarındaki orkestralar ıstırap çeker, tempo gider gelir, şarkılar ezilir büzülür, dinleyicinin kafası karışır.

Hatta bazı popçularımız bırakın şarkı söylemeyi nefes almayı bile bilmediklerini düşündürür insana...

Yalın'in canlı performansı harikaydı. Bir yıldır değil de, bin yıldır sahnedeymiş gibiydi...

Üstelik hani kadınlara "Ah, kıyamam ona!" dedirten halini sahnede de koruyordu...

Bir de, konser sonrası kuliste gördüğüm Yalın var tabii...

Şarkıları gibi yapmacıksız derinliklere kulaç atan...

Şöhretten çok gitarına yakın; gülen ve gülerken gözlerinin içi gülen bir genç adam...


 

Tarih:06-06-2005

Sabah Gazetesi

Yazar ismi: Ayşe Özyılmazel

Başlık: Süpersin Yalın!


Yazın geldiği; ünlülerin bikinili pozlarından, selülit savaşlarından, Pazar Keyfi'nde Bodrum-Çeşme manzaralarından, Reina önü haberlerinden ve elbette açık hava konserlerinden belli olurmuş. Bu sene benim yazım 'Küçücüğüm her şeyim' Yalın'ın Harbiye Açıkhava'daki konseriyle başladı. Aman o ne kalabalık... Erkek başına yirmi çıtır kız düşmekte. Sahnenin sağına soluna dev ekranlar kurulmuş. 'Alaska Frigo'lar, patlamış mısırlar satılıyor, hatta üç beş kişiyi çekirdek çitlerken tespit ettim. Tam yanımda yedi tane liseli kız zıp zıp zıplamakta. Kimi bol jean üstü tişört, kimi fırfırlı etek askılı bluz giymiş. Ama ille de göbişler açıkta, saçlarda renkli tokalar, omuzlara asılmış börtü böcekli çantalar ve ayakta Converse ayakkabılar... Öyle tatlılar ki, ben ne zaman kazık kadar oldum, bu yaşa geldim? Dövün kızım Ayşe... İçimiz kımıl kımıl "Yaaa-lın, Yaaa-lın" diye çığırıyoruz. Ve al bize Yalın! Aaaa hani ona 'Küçücüğüm her şeyim' diyorduk ya, cidden küçükmüş. Düşük jeani, tişörtü üstüne beyaz ceketi, siyah-beyaz bilekliği, elinde gitarı... Tam yeme de yanında yat misali... Gözler boncuk boncuk, kızların (ben de dahil) yerinden sahneye kopup mıncıklayası geliyor. Yalın "Seviyorum seviyorum da senden hiç haber yok... Aşk ne demek aşktan yanmak ne demek" şarkısını söylüyor... Yanımda sevgilim beni dürtüyor "Ayşe Yalın playback mi yapıyor?" (CD'den mi söylüyor yani?). "Sensin playback". Çocuk aslanlar gibi söylüyor işte. Helal be Yalın! Ben starım diye yeri göğü inletenler, üç korumadan aşağı gezmeyenler senin gibi şarkı söylemeyi beceremiyorlar. İnsan bir kere detone olur ki geçen gün çoook büyük bir starımızı canlı kanlı izledim, ton mon hak getire... Kulaklara ziyandı! Kızlar pankartlar yazmışlar 'Sonsuz ol Yalın' diye. Sonsuz valla, nur ol! Yalnız konser arasında yayılan dedikoduya göre, Yalın bütün şarkıları tek bir kıza yazmış... Yıkıldık hani! Hangi kızmış o şekerim? Seni üzeni hemen linç edelim! Bu arada yanımdaki kız grubu fena halde eğleniyor. 'Bir bakmışsın ben yokmuşum', 'Eyvahlar olsun'da göbek attılar, 'Zalim oyun bozan, gelip de bitanem olmaya ne hakkın var'da elleri öne sallayıp, of ooof çektiler, "Günaydın gittim ben' ve 'Bir küçük yağmur damlası kadar değerim yok mu sende' de ağladılar... Ya bu şarkılar cidden tek bir hatunaysa, ben onu fenahalde merak ettim! Sen neymişsin be abla? Konserden sonra doğru kulise Yalıncığıma. Yanımda sevgilim var ama, kendisi son derece 'cool' tabir ettiğimiz kişilerden. (Allah bozmasın). Bu hafta önce Tarkan, Kenan, Emre Altuğ, Teoman, İlhan Erşahin beşlisiyleydim, şimdi de lokumcuk boncuk Yalın'ın kulisindeyim. (Sen oyna Ayşe, sen oynaaa!) Bu hafta yıldızım mı yüksekti neydi anlamadım gitti... Türk popunun en fıstık erkekleri aynı haftada benim yanımda. Elem tere fiş, kem gözlere şiş! Neyse... Kuliste Yalın yine aynı; tatlı, güler yüzlü, koşup sarılma isteği uyandıran, gözlerini ara ara kaçıran çok ama çok samimi... Eh hazır ayaktayken biz de sarılıp, öptük tabi... Çıkışta arabaya doğru yürürken sevgilim "Ayşa'nım bakıyorum gözleriniz ışıl ışıl, bir Yalın'ı öptün kendine geldin" demez mi!!! "Yok canıııım hava güzel, konser güzel, yanımda sen varsın ondan..." "Tabi tabi..."

Son aşkım

Gecenin en damardan şarkısı; Yalın'ın ilk albümündeki 'Son Aşkım'dı. Tüm Açıkhava hep bir ağızdan söyledi. Bilmeyenlere sözler şöyle: Deli oluyorum belki de aklımı çoktan kaybettim Artık benim olmasan da, ömrümü sana tükettim Seveceğini bilseydim yalvarır sana nolur dön derdim Döneceğini bilseydim yoluna milyonlarca gül sererdim

***
Zamansız geldin biraz ben de tam ağlıyordum Elimde bavulum burdan çekip gidiyordum Yanımda bana aldığın ufak oyuncağım Sorma neden diye, sen anlamazsın son aşkım olacaksın...


 

Tarih:31-07-2005

Sabah Gazetesi

Başlık:Yalın’ı az daha parçalıyordı.

Geçtiğimiz yıl çıkardığı albümüyle müzik piyasasına hızlı bir giriş yapan ve pop müziğine yeni bir soluk kazandıran Yalın, emin adımlarla ilerliyor. İkinci albümü de, bir önceki kadar beğeni toplayan genç sanatçının hayranları, her geçen gün daha da artıyor. Özellikle genç kızların büyük ilgisini gören yakışıklı şarkıcıyı hayranları hiçbir yerde yalnız bırakmıyor. Yazın gelmesiyle birlikte, Akdeniz ve Ege'de konserler veren Yalın, bu konserlerden birinde ezilme tehlikesi atlattı. Genç popçunun sahneden inip yanlarına gitmesi, genç kız hayranlarını öyle heyecanlandırdı ki, ünlü popçu bir anda



 

Tarih:31-07-2005

Hürriyet Gazetesi

Yazar: Suat Kavukluoglu

Başlık: Acilen asik olmam lazim yoksa sarki yapamayacagim ve üçüncü albüm zora girecek…

IKINCI ALBÜMÜ 'BIR BAKMISSIN'I GEÇTIGIMIZ AYLARDA ÇIKAN YALIN 4 AGUSTOS'TA RUMELIHISARI'NDA

Ufak tefek bir adam, artik biliyorsunuz. Bir yandan "ailenin en sevimli çocugu" gibi görünüyor, içli içli sarkilar söylüyor ama bir yandan da röportaja o havali pop sarkicisi cipi ve günes gözlükleri ile gelmeyi ihmal etmiyor. Kendinden emin, ne dedigini, neyi nasil yapmak istegini iyi bilen biri. Öyle sarkilari tuttu, albümleri çok satti diye havalara girmis, kendini dünyanin merkezi zanneden bir hali de yok. "Benim kendimi dünyanin merkezi hissedecegim tek yer ancak sahne olabilir" diyor. Adi Hüseyin. Soyadi Yalin. 25 yasinda. 1.5 yil oldu hayatimiza gireli. Bir sabah bir uyandik ki her yerde onun "Ellerine Saglik" sarkisi çaliyor. Ilk baslarda sarki sadece radyolara gönderildigi için kimsenin bu sarkiyi söyleyen adamla ilgili en ufak bir fikri yoktu. Sonra yavas yavas göründü, sarkilarinin ünü kisa sürede aldi yürüdü. Derken albümünün en iyi sattigi dönemde bagli oldugu müzik sirketi kapandi ve ne yazik ki bir daha o çok satan ilk albümü raf yüzü göremedi. Tabii bu arada "tek atimlik barut, ikinci albümde kesin silinir gider" yorumlari da yapilmadi degil. Ama o bütün bunlara ikinci albümü "Bir Bakmissin" ile cevabini vakit geçirmeden verdi. Albüm kisa sürede müzik listelerinin zirvesine yerlesti, hâlâ da konusulmaya devam ediyor. Türkiye'nin dört bir yanindaki konserleri dolup tasiyor, insanlar iki albümündeki bütün sarkilari birini bile atlamadan ezbere söylüyor. Yalin için simdiden pop müzigin yeni fenomeni oldu diyebiliriz. Biz de nasil degerlendiriyor bütün olanlari, nereden nereye yol aliyor serüveni diye merak ettik, 4 Agustos Persembe gecesi Rumelihisari konseri öncesinde kendisiyle bir araya geldik.

Iki albümle çok kisa bir sürede büyük ilgi gördünüz. Bu basarinin sirri nedir sizce?

-Bu basarida prodüktörüm Selim Öztürk'ün büyük payi var. Ben onunla 2000 yilinda tanistim. Onun benim gidisatimin sekillenmesinde çok fazla fikri ve emegi oldu. Bu isi küçük yaslardan beri yapmaya çalisan biriyim. Gideceginiz dogru yolu prodüktörler belirliyor. Ilk tanistigimiz günden itibaren ne yapmamiz gerektigini biliyorduk, zaman içinde iyice emin olduk. Birinci albümü yayinlarken albümün sound'undan sarkilarin vermesi gereken hissiyata kadar her sey bizim kafamizda belliydi. Bu basarinin en büyük sirri anlasilmis olmak. Birinci albüm basarisiz olsaydi da biz üzerine gidecektik. Çünkü bu ise sonuna kadar inanmistik.

Israrci davrandiniz yani...

- Evet, kesinlikle. Bugün gördügüm tablo yanilmadigimi gösteriyor. Demek ki dogru hesaplar yapmisiz.

Nasil hesaplar onlar? Yalin, ne olmayi hedefliyordu? Bir popstar mi, yoksa romantik, kendi halinde belli bir kitle tarafindan sevilmesi planlanan bir sarkici mi?

- Her zaman hedefleri hayal gücünüzün elverdigi ölçüde yukari koymak lazim. O zaman hep ileri gitmek istersiniz, tatmin olmazsiniz. Tabi ki Türkiye'de en iyi olmak hatta Türkiye sinirlari disina da çikip insanlarin gururu olmak en büyük hedefler. Bunlarin olmasi için de yapmaniz gereken kisa vadeli hedefler var. Ben bu sarkilari insanlara gitarla çaldigim zaman çok etkileniyorlardi. O zaman dedik ki biz aranjmanlari yaparken bu ruhu bozmayalim, olabildigince sade bir sey yapalim. Hedefimiz suydu, öyle bir albüm olsun ki var olan pop müzik sound'undan baska bir yerde dursun ve de daha sade, samimi olsun. Zannediyorum insanlar da bunu sevdi.

Normalde nasil müzikler dinlersiniz?

- Ben genelde rock agirlikli müzikler dinliyorum. Grup müzikleri beni çok etkiliyor. Selim'le de ilk tanistigimizda, ben Selim'e Travis'i örnek göstermistim, böyle bir sound ve vokal istiyorum diye. O da bana "Saka yapiyorsun, ben de sana onlarin CD'sini getirdim" dedi. Böyle ilginç bir tesadüf. Travis'in vokalinin ses tonu bana benziyor ve Selim'le beraber ona benzer bir sekilde söylememiz lazim diye düsündük. Ayrica ikimiz de Ingiliz rock gruplarini severiz. Zaten benim albümüm de grup mantigi ile yapilmis bir albümdür. Kargo'dan Koray'i çikardiginizda geriye kalan ekiple yapildi bütün albüm. Insanlara degisik gelen sey de bu sanirim.

Peki böyle rock agirlikli müzikler dinleyen bir kisinin hayattaki tercihi neden pop müzik yapmak olur?

- Ben yolumu pop müzik olarak çizmedim. Yaptigim müzigi her hangi baska bir yerle de sinirlamak istemedim. Bu sarkilar benim içimden çikan sarkilar ve biz bu sarkilarin dogru aranjmanlarini yapmaya çalistik. Su kitle benim sarkilarimi dinlesin demedim. Bu pop dinleyicisine de ulasabilir, rock dinleyicisine de.

Enteresan bir sekilde sarkilariniz birbiriyle hiç ilgisi olmayan kitlelere de ulasti. Ne kadar farkindasiniz bu durumun?

- Ben de çok farkli geri dönüsler aliyorum bu konuda. Biz hiç Türkçe sarki dinlemiyorduk ama senin sarkilarini dinliyoruz diyen çok insan var. Ayni sekilde rock müzik dinleyip benim sarkilarimi da sevenler var. Bizim amacimiz da böyle genis bir kitleydi.

On yil önce bu albümü yayinlamis olsaydiniz, ne olurdu hayal edebiliyor musunuz? Daha mi kolay olurdu isiniz, daha mi zor?

- O zamanlar ben on bes yasindaydim ve çok da farkinda degildim insanlarin nasil müzikler dinleyip, nasil seyler bekledigini.

Biz o yillardan egosu siskince, kendini dünyanin merkezi zanneden pop sanatçilarina asinayiz. Sizde hiç öyle bir sey yok gibi duruyor. Siz ne biçim pop sanatçisisiniz? Hiç öyle benim sarkim da meshur oldu, çok sattim, artik beni kimse tutamaz gibi triplere girmediniz.

- Benim de kendimi dünyanin merkezi hissedecegim bir yer var. Orasi da sahne. Onu ben 3 Haziran'daki Açikhava konserimde kesfettim. Hakikaten sahnede mutlu olup, onlara bir sey vermek istiyorsan kendini dünyanin en önemli adami zannedecegin tek yer orasi. "Burasi benim mekanim" demeniz lazim orada. Çünkü sahnede en önemli rol senin. Ama hayatin geri kalan kisminda her seyin farkinda olarak yasanmali. Dünyanin merkezi benim dediginde, etrafinda olup biten hiç bir seyden haberinin olmasi mümkün degil. Bu da insana çok büyük hatalar yaptirir.

Sahne performansiniz ilk çiktiginizda elestiriliyordu, donuk bulunuyordu. Gitgide daha iyi görünüyorsunuz sahnede.

- Ister istemez ilk performanslarimda öyle bir sikinti vardi çünkü benim daha önce hiç sahne tecrübem olmamisti. Simdi çok daha iyi hissediyorum çünkü alistim. Hatta yavas yavas sahnede kendi kurallarimi koymaya basladim.

Gerçi daha yeni "Açikhava'da hayal kirikligi yaratti" gibi bir haber çikti. Nedir problem? Klasik, çamur at izi kalsin hikayesi mi?

- Bu, sadece benim degil o konser için çalisan herkesin kaderi ile oynayan bir sey. Tabii ki böyle bir haber yaparsiniz ama daha konser baslamamisken fotograf çekip de "Yalin Açikhava'yi dolduramadi" demek çok hos olmuyor. Ama ben 25 yasinda biri olarak hem de ikinci konserimde oraya 3000 kisi getirmissem bu bir basaridir.

Biliyorsunuz biz bayiliriz böyle sivrilen basarilarla ugrasip onlari taslamaya. Sizin de çok fazla üzerinize geliniyor, hep bir açiginiz yakalanmaya çalisiliyor. Bütün bunlara alisabildiniz mi? Ne kadarini tahmin ediyordunuz?

- Bu kadar insanlarin ilginç olup insanlik disi hareketler yapabilecegini tahmin etmiyordum.

Çok düzgün bir portre çiziyorsunuz. Edepli, terbiyeli, iyi aile çocugu... Hiç falsonuz yok mudur sizin?

- Olmaz olur mu canim, benim de falsolarim mutlaka vardir. Benim de sinirle yaklastigim, kötü davrandigim, yanlislikla kirdigim insanlar vardir. Ama ben içimde onun vicdan muhasebesini yaptigimda gidip hatami tamir etmeye çalisirim.

Bu kadar düzgün görünüyor olmaktan rahatsizlik duydugunuz oluyor mu? Çünkü ister istemez imajlar gerçek kisiligin önüne geçiyor, onu hapsedebiliyor...

- Insanlara yansiyan benle ilgili fotograftan rahatsizlik duymuyorum çünkü o fotograf sayesinde benim yaptigim sarkilar dinleniyor. Insanlara kendinizle ilgili baska fotograflar gösterdiginizde sarkilar unutuluyor. O zaman "bu adam böyle seyler de yapiyormus" diye baska bir yere koymaya çalisiyorlar sizi. Benim istegim insanlari müzige ve sarkilara konsantre etmek, onu da basardigimi düsünüyorum. Bunu basarmak için çok fazla sivri hareketler yapmamak lazim. Ben de sivri seyler yasiyorum ama bunu insanlarin gözüne sokmamaya özen gösteriyorum.

Bu, hayatinizi kisitlayan bir sey degil mi?

- Ama o imaj benden çok uzak bir sey degil ki. Baskalari tarafindan olusturulmus bir sey olsa ve ben öyle bir adam olmasam tabiI ki yaptiklarimi o zaman törpülerim. Sadece özel hayatimi biraz izole yasiyorum.

Dediniz ya bu imaj sayesinde sarkilarim dinleniyor. Bir albüme ya da sarkilara dikkat çekmek için illa ki romantik adam, iyi aile çocugu ya da marjinal kiz gibi imajlara mi ihtiyaç var?

- Kendi sarkilarini yazan biri iseniz, insanlar sizi hiç görmese bile sarkilarinizdan yola çikarak "bu adam böyle bir adam" gibi yorumlarda bulunabiliyor. Böylece kendince sizi anlamis oluyor. Ama siz onun kafasindaki imajin tersi bir adam çikarsaniz, o zaman kopuyor sizden. Insanlarin hali tavri ister istemez kendi projesini ve imajini da olusturuyor.

ÜÇÜNCÜ ALBÜMÜM FARKLI OLACAK

"Ikinci albümüm, özellikle birincisine benzesin istedim" diyorsunuz. Neden böyle istediniz? Bir sey çok tuttu diye onun tekrari bir sey yapmak dogru mu?

- Biz, birinci albümde bir tarz ve yol belirlemeye çalistik. O yol, birinci albüm sonunda az çok kendini belli eder bir hale gelmisti. Ikinci albüm, birincisi tutsa da tutmasa da yine birinciye benzeyecekti. Bu, Selim'le aldigimiz bir karardi. Çünkü insanlarin bir seylerin farkina varip iyice sindirmesi için bir devamliligi olmasi lazim. O yüzden iki albüm birbirine benziyor. Ama artik üçüncü de yeni bir seyler yapmamiz gerekiyor. Ilk albüm 5.0, ikincisi 5.1 versiyondu, üçüncü albüm 6.0 olmak zorunda.

Sizinle ilgili sik karsilastigim bir yorum "Ben bu çocugun varligindan rahatsiz degilim ama çok da gerekli olmadigini düsünüyorum. Olsa da olur olmasa da" Ne diyorsunuz bu yorumlara?


- Böyle bir düsüncenin söylenmesine gerek yok ki. Ben bir insanla ilgili nötr olsam onunla ilgili hiç bir sey söylemem ki. Mesela suradaki koltukla ilgili hiç bir fikrim yok ve hiç de ilgilendirmiyor beni. Hiç bir sekilde ondan bahsetmeyecegim mesela.

HÁLÁ YAPTIGIM ISLERDEN VE GIDISATIMDAN MUTSUZUM

Insan kendi kendine geldigi yeri konumlandiramaz, konumlandirmamali. Sunu söyleyebilirim çevremde benim iyi yönde gittigimi düsünen çok fazla insan oldugunu biliyorum. Ama ben hayatim boyunca hiçbir zaman "bu is tamamdir" diyebilecegimi sanmiyorum. Çünkü ben hala kendi gidisatimdan ve yaptigim islerden mutsuzum. En iyi yapana ve ben tatmin olana kadar da çalismaya, elimden geleni yapmaya devam edecegim. Belki benim su anda oldugum yer birçok insan için çok yeterli olabilir ama benim her gün yeni bir seyler geliyor aklima. Her gün aksayan bir seyler buluyorum. Karakterle de alakali galiba bu. Mükemmeliyetçi bir adamim ben.

PLAK SIRKETI KAPANINCA HER SEYI YENIDEN PLANLAMAK ZORUNDA KALDIK

Biz ilk albümde Universal ekibi ile bir yola girmistik, ama sirket kapaninca benimle ilgili her seyi yeniden planlamak zorunda kaldik. Bu bizi yipratti ve yordu. Ikinci albümü daha öne almamiz gerekti. Bir de ilk baslarda ne oldugunu anlayamadim. Bize sürekli bu durumun düzelecegi söyleniyordu ama bir yerden sonra gerçegi kabul etmek zorunda kaldik. Albüm raflarda olmamasina ragmen bir sekilde Yalin devam etmeliydi. O dönem zor bir karar verdik ve yeni bir klip çektik. Iyi ki de yapmisiz çünkü kariyerim için bu gerekliydi.


 

Tarih:13-08-2005

Sabah Gazetesi

Başlık: Yalın hakkında


30 Mart 1980 doğumlu, Koç burcu. İlk bestelerini St. Michel Fransız Lisesi'nde okuduğu yıllarda Yurdaer Doğulu Müzik Okulu'nda gitar dersleri alırken yapmaya başlamış. İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü 4'üncü sınıf öğrencisi. Bu dönem kaydını dondurdu ama okulunu bitirmeye kararlı. MFÖ şarkılarıyla büyümüş. Besteci ve söz yazarı müzisyenlerden etkilenmiş. Fransızca şarkılar da onu etkilemiş. Hatta konserlerde sahnede Fransızca şarkılar söylemek istiyor. Müzik dışında tenis ve futbol oynamaktan hoşlanıyor.

Yaz bitmeden ezberlenecek şarkılar

Şarkıcılar yaz gelir gelmez klip işlerine de hız kattılar ama bazı şarkılar arada kaynıyor. Peki piyasadaki en iyi albüm ve kaçırılmaması gereken şarkılar neler? İşte meraklısı için 'en iyi'ler. .
İstanbul mu büyük? Yeni albümü yayımlandığından beri adı birçok magazinel kadınla anılan Yalın, müthiş bir şekilde bu durumu kullanamayıp sadece şarkılarına sığınmayı beceriyor. İlk albümde yaşadığı talihsizliklerin acısını çıkartırcasına bu albümünün başarı grafiği arttıkça artıyor. Eylülde Deniz Seki piyasaya dağıtılacak 'Ben Bilmem'in ardından 'İstanbul Benden Büyük'e klip çekilirse Yalın cephesinin sırtı yere gelmez.


YALIN röportajlarda çoook tatlı konuşuoo...:)






Sabah Gazetesi

Hıncal Uluç

Başlık: Ellerine Sağlık Yalın!

Bütün TV kanalları popstar arayadursun, işte pop müziğimize yeni star doğdu bile..
Yalın..

Albüm daha piyasada yokken ve "Zalim" sadece radyolarda çalınırken bile aranır olmuştu. Bir müzik dükkânı yetkilisinin bana söylediğine göre sadece o dükkânda ilk bir saatte yüzlerce satmış..
Tüm şarkıların söz ve müzikleri Yalın'a ait ve hepsi çok güzel. Çıkış ve ilk klip şarkısı "Zalim" dedim ya, albüm çıkmadan patladı! Daha ilk dinleyişte sizi avucuna alan bir şarkı.. Sözleri de çok anlamlı. "Gelip de bir tanem olmaya ne hakkın var? Gelip de bu canda hükmetmeye ne hakkın var?"
İkinci şarkı "Sonsuz ol" öğrendiğime göre ikinci klip olacakmış. Bence de çok doğru karar. Yaza girilecek o günlerde hareketli temposuyla tam yazlık.
Sözler yine vurucu "Sana şarkı yazdım sonsuz ol diye" bana sorarsanız albümün asıl hitlerinden biri.
Ya klasik olabilecek güzellikteki "Sahte!.."
"Siyahına pembe inandırılmış birliktelik/ Gündüzüne mumlar yaktırmış emanet aşk yenik" İşte o aşkın sahteliğini Yalın bu sözlerle anlatmış.
Ve "Seni buralarda bir özleyen var" ile yine duygusallığın doruklarına çıkılıyor. "Meleklerin sözü var" ile o dorukta kalınıyor: "Son nefesimde elimi sen tutacaksın, son sözlerimi bir sen duyacaksın, meleklerin sözü var."
Yine özel şarkılardan biri olan "Son aşkım"ı adı gibi sona bıraktım. Sadece dinleyin diyorum.
Yalın "Son aşkım olacaksın" demiş, Yalın da pop müzik severlerin son aşkı oldu bile..
Ben bu satırları yazarken (30 Mart) Yalın'ın doğum günü, 25 yaşına giriyor. İyi ki doğdun ve böyle harika bir albüm yaptın. Nice yıllara ve böyle başarılı albümlere..

 

hüsooo=))

Tarih:05-06-2005

Radikal Gazetesi

Başlık: 'Yalın' bir insanın romantik yaklaşımı

Yalın, 'Bir Bakmışsın' isimli albümüyle insanları yine romantizmin doruklarında gezdiriyor. Peki, kendisi de bu kadar romantik mi?

İSTANBUL - Geçen gün yine 'Romantizm öldü, aşk bitti, her şeyi tükettik' filan diye söylenirken, karşıma durduk yerde bir romantizm çıktı. 'Zalim' isimli parçasıyla geçen yaz kafalarımızı bir hayli ütüleyen Yalın'ın yeni albümü 'Bir Bakmışsın'ın orijinal LP'siydi beni romantize eden. Pasaj Müzik'in hem promosyon, hem de dinleyenleri o eski 'pikap-plak' günlerine götürmesi amacıyla basılan bu LP'yi görünce ve dinleyince ister istemez gerçekten de eski günlere gittim. İnsan, Yalın'ı dinlerken gerçekten de, yıllar öncesinden kalbine gömdüğü ilk aşkları, aldatılmaları, terk edilişleri filan anımsayıp, hafiften bir bete giriyor.
Şarkı sözleri, besteler öyle yani. Gencecik bir adamdaki bu romantika durumlarını merak ettim. Gerçekten öyle biri miydi yoksa yeni bir trend miydi bu romantik şarkılar? Üşenmedim, gittim araştırdım.
Yeni albümünüz de liste başı oldu. İnsanlar o eski romantik günleri mi özlediler sizce, onun için mi böyle şarkılar yapıyorsunuz?


İnsanların romantizmi özlemesi gibi bir durum yok. Romantizm içerlerde bir yerlerde hep var. En sert insanın bile içinde bir duygusallık, romantizm vardır kesinlikle. Ben şuna bağlıyorum; etrafta yapılan işleri çok sentetik ve yapmacık buluyorum. Söylenen lafların hepsinin ve yapılan müziklerin hepsinin, her şeyin planlı ve o plan doğrultusunda bir müziğe ulaştığını düşünüyorum. Biz böyle albüm yapmıyoruz, ben ne böyle besteler yapıyorum, ne de böyle sözler yazıyorum, ne de aranje ederken, bunu planlarla kaygılarla yapıyorum.


Evet, ilişkilere daha sert bakan, radikal kararlı şarkı sözleri var genelde.
Ben isim vermeyeceğim ama kullanılan kaba kelimeler. Kaba olduğu zaman da normal olduğu zaman da, nasıl diyeyim, hepsi hesaplanmış şarkılar. Adam bunu dinlesin de şöyle hissetsin, şöyle dans etsin, şöyle zıplasın diye yapılıyor. Yani gece kulübü işi. Ben gece kulüplerinin isim isim hesaplanarak, şarkılar yapıldığını duyuyorum yani 'Şurada şu dinlenir, böyle yaparsak şurası çalar' gibi.


Şarkılarında genellikle zalim kadınlar tarafından horlanıp acı çeken bir adam portresi var. Nedir bu yani?
Yani şöyle bir şey, bu aşkı tanımlamayla ilgili bir şey. Hem dile getirmekle hem de içinde yaşamakla alakalı bir şey. Ben şöyle düşünüyorum, aşk içinde acı varsa aşktır. Seni mutsuz ediyor, seni düşündürüyorsa, seni rahat uyutmuyorsa aşk var. Elde edilmeyen aşkı elde edince, bir yerden sonra sıkılmaya başlıyorsun, o bir alışkanlığa dönüşüyor ve değerini kaybediyor. Bu, insanın doğasıyla alakalı bir şey. İnsan yeni bir şey alırken heveslenir, ondan sonra alışkanlığa dönüşür ve ilk etkisini yitirir. Ama aşk ulaşamama ve bir şekilde erişememeyi içinde barındırdığı için aşktır. Aşktan bahsediyorsak, onun içinde bir elde edememe ve bir kaybetme durumu olmalı. Aşk o zaman aşk oluyor.
Bana mı öyle geldi, biraz mazoşist bir yaklaşım değil mi bu?
Ben bunları yaşadım. Fakat, bir şeyi anlayabilmek ve çözebilmek için çok fazla yaşamış olmaya gerek yok. Bir tanesi bile yeter insana zaman zaman. Ben yaşadığım her şeyi sonuna kadar, dibine kadar ve çok yoğun yaşamayı seven bir insanım. En derinine inerim ve onun için de detayları bilirim. Öyle bir aşktan bahsedeceksem eğer, gerekli altyapıyı oluşturmuş olurum zaten. Bunun için çok fazla ilişki yaşamaya da gerek yok. Bir kere, iki kere kaybetmekle de, insan bu acıyı, şu an yaptığım şarkıları yazabilecek kadar öğreniyor.


Hayata karşı bu romantik duruşun nereden kaynaklanıyor?
İnsanın karakteri, kişiliği ailesiyle birlikte geliştiği için oldu bu. Benim ailem her şeye karşı duyarlı bir aile. Kendi içinde birbirlerini çok seven ve birbirlerine karşı her türlü iyi duyguyu besleyen, naif ve samimi bir aile. Onların bana verdiği çok şey var. Bu gerçekten aile ile çok alakalı bir şey. Bazı olaylara karşı duyarlı olabilmek. İnsanın içinde bir acıma duygusu, şefkat olur, hepsi romantizmin içinde var ve sizi onlar şekillendiriyor. Bir süre sonra da, aşk hayatınıza da böyle bakmaya başlıyorsunuz. O bence çok önemli. Şarkılar da buradan geliyor.
Yani sizi romantik mi yetiştirdiler?
Romantik yetiştirdiler denmez ona. Yetiştirme tarzlarının içinde ben romantizmimi kaybetmedim denir. Herkesin içinde de var olan romantizm bende de var. Bazı insanlar bunu kaybetmiş, ben yetiştirilme tarzımdan dolayı bunu kaybetmedim ve hâlâ koruyorum. Bunun için de, beni romantik olarak yetiştirmeleri gerekmiyordu zaten.


Bunun zararları da oluyor mu, hani acı çekmek gibi filan?
Oluyor tabii. Ama aşkın ne kadar değerli ve romantik olacağını taraflar belirler. Taraflardan bir tanesi ben olduğuma göre romantik oluyor. Başa çıkamadığım noktalarda ağladım filan yani. Bunalıma girecek bir şey olmadı ama böyle mide ağrıları ve acıları çok yaşadım. Ama o güzel de bir şeydir, değişiktir.


Bir de kusura bakmayın ama şarkılar pek böyle birbirine benziyor gibi.
Yani şöyle 'Birinci albümle aynı şeyi yapmış' denildi. Ben birinci albümü yapmışım ve belirli bir tarzı ortaya koymaya çalışan bir insanım. İkinci albümde o tarzdan hemen vazgeçme şansı yok. Yani 'Bu böyle bir adamdır' ama üçüncü albümde hâlâ sound'u değişmemişse, aynı şeyleri yapıyorsa bu hatadır.


Bir yıldır meşhur birisiniz. 'Hayatınızda ne değişti?' diye sorsam diyorum.
Değişiklikler olmaz mı. Beni en çok sıkan şey sorumluluk. Kendime karşı olan sorumluluğum en başta, onun dışında aileme karşı olan sorumluluğum, çevremde birlikte çalıştığım insanlara karşı sorumluluğum, orkestraya karşı, prodüktöre karşı, plak şirketine karşı... Bir yerden sonra 23 yaşında bir insanın kolay kaldırabileceği bir şey değil bunlar.


Bu arada Mine Çayıroğlu meselesi var. Gazetelerde gördüm çünkü.
Aşk hayatımı ben de gazetelerden takip ediyor, şaşırıyorum yani. Birinin elini tuttuğum bir tane bile fotoğrafım çıkmadı hiçbir yerde. İki tane resim yan yana kullanıyorlar. Yok öyle bir şey. Onun için de, insanlar beni biriyle el ele görmeden hiçbir şeye inanmasınlar.


Yanlış anlama ama olur da, ya bir erkek arkadaşla el ele görürsek?
Allah korusun...

=)))))))))) KüÇüCüĞüM HeRşEiM YaLıNIm!!!

 

15/6/2006

YALIN röportaj2

Kategori: Belirtilmemiş
 
 

 

10.04.2004

Radikal Gazetesi:

Başlık: 'Yalın' bir müzisyen

'Zalim' isimli parçasıyla büyük sükse yapan genç müzisyen Yalın, gerçekten de adı gibi bir insan. Şarkısına gösterilen olağanüstü ilgi onu hiç şaşırtmamış. Şimdilik her şeyi normal karşılıyor

İSTANBUL - Dergiler, gazeteler, köşe yazarları, falan filan herkes günlerdir Yalın isimli arkadaştan söz ediyor. İstiklal Caddesi, Kadıköy Çarsısı inim inim inliyor 'Zalim' diye.
Önceleri bunun farkında değildim açıkçası. Çünkü o olmasa başka bir şarkıcının, başka bir şarkısı kulaklarımı tırmalar yolda giderken. Böyle sokaklarda bangır bangır çalan müzikleri çevre kirliliği olarak kabul eder bünyem. Lakin, Yalın'dan o kadar çok söz edildi ki, benim neyim eksik diye konuya bir eğileyim dedim.
'Ellerine Sağlık' isimli albümündeki tüm parçalarının sözleri ve besteleri Yalın'a aitmiş. Dikkat ettim de, tüm köşe yazarları bunu vurgulayarak ve bundan dolayıdır ki, diyerek başta 'Zalim' olmak üzere albümü beğendiklerinden söz ediyor. Yani anlıyoruz ki, sözleri ve besteleri kendin hazırlarsan iş bitiyor.
Yeni moda da bu, 'Sözler ve besteler bana ait' durumu. Tarzım değil ne yapayım, belki de sol kulağımdaki işitme kaybı yüzündendir, ben 'Zalim' isimli şarkıyı ve diğerlerini beğenmedim. Ne bileyim hoşuma gitmedi işte. Bunun yanında Yalın isimli arkadaşa bayıldım. Keyifli bir genç. Gözleri benzeri popçular gibi kurnaz kurnaz bakmıyor, en küçük bir hırsı yok. Genelde 'Yahu fazla mı meşhur olduk acaba, ne olacak bu işin sonu?' gibisinden tedirgin bir hali var. Pek de hoşuna gitmiyor bu söyleşiler, söyleşiler. Bana yıllar öncesinin Bülent Ortaçgil'ini ve bu yaz tanıma fırsatı bulduğum değerli müzisyenlerimizden Gürol Ağırbaş'ı anımsattı. Konuşmaktan çok işini iyi yapmaya çalışan sanatçı ağırlığındaydı Yalın. Asıl ismi Hüseyin Yalın'mış onu da belirteyim.
Yalın kardeş, kusura bakma ama senin gibi bir şarkıyla parlayan, sonra adını hiç duymadığımız popçular oluyor. Sanırım bunun farkındasındır. Farklı ve kalıcı olabilmek için bir strateji planladın mı?
Esasında kendime bir strateji çizdim. Bir kere bu albümdeki 10 şarkı benim. Bundan sonraki albümde 12 şarkı da benim olacak. Ben
üretebildiğim sürece albümlerimi en güzel şekilde yapmaya çalışacağım. Bir de tabii Universal Müzik gibi bir şirket var arkamda. Sonuçta istediğim besteciyle istediğim şeyi alabilirim. Ama yapmış olduğum bestelerde, benim karakterimin, benim müziğe bakış açımın, benim ruhumun olduğu şarkılarla bir yere geleceğime inanıyorum. Çünkü zaten Türkiye'de bestecilerin şarkılarını söyleyen çok güzel yorumcular var. Ama kendi karakterimle, kendi yaptığım şeyi ortaya koyarak, diğerlerinden ayrılmayı ve insanlara böyle bir şeyi kabul ettirip, sevmesini sağlayacağım.
'Kendi karakterim' diyorsun, nasıl yani, farkın nedir diğer popçulardan?
Bence bu beste yapış tarzı, yazdığım sözler. Büyüdüğüm kültürün ve ortamın bana verilenlerin bir sunumunu yapıyorum esasında. Her insan ayrı şeylerle, ayrı kültürlerle büyüyor ve herkesin hayata bir bakış açısı ve duygularını bir dile getirme şekli oluyor. Yani benim de beste yaptığım zaman aşklarımı anlatış tarzım var. Ve herkesin söyleyiş tarzı, yani 'Her yiğidin bir yoğurt yiyiş tarzı vardır' derler. Yani yaşam şekilleri, çevre koşulları filan bunlar insanın hayatını belirliyor. Mesela Enrico Macias tarzı şeyler dinleyerek büyümüş olmam tarzıma yansır elbette. Bunlar hep bir oluşum. Onların da çeşitli oluşumları var, benim de oluşumum var, ikisi farklı oluyor. Her insanın kendi hayatı var ve diğer insanlardan ayrılıyor. İlla ki ayrılıyor yani.
Şarkılarında kadınlar tarafından fena kazık yemiş bir adam portresi ortaya çıkıyor. Zavallı adam zaten kadına 'Zalim' diyor. Çok mu üzdü kızlar seni?
Aşkın içinde acı olduğunu düşünüyorum. Aşk zalimdir diyebiliriz belki. İnsan ulaşamadığına ve kendisine acı yaşatmış insanlara karşı böyle şeyler hisseder diye düşünüyorum. Böyle bir ulaşamamak durumu vardır aşkta.
Sence kadınlar biraz zalim midir?
Yok canım. Kadınlar ne kadar zalimse erkekler de o kadar zalimdir. Sonuçta onun ucu gelmez. Albümümün 10 şarkısı da aşk şarkısı ve onun içinde de bol bol acı var.
O kadar yoğun aşk hayatın oldu mu?
24 yaşındayım, birtakım şeyler yaşıyorum.
Biz o yaşlarda sinek avlardık da o bakımdan soruyorum?
16-17 yaşından bugüne kadar aşk açısından dolu dolu geçti. Buna da şükrediyorum.
Bu 10 şarkın farklı farklı kadınlar için mi yapıldı mesela?
Hayır onun içerisinde paylaştırmalar var. Biraz kurgu gibi, biraz ondan, biraz bundan. Hepsinin bir yansıması var.
Demek ki bunların sayısı 20 filan?
Yok canım, her şarkıyı iki kişiye yazmadım. Öyle değil esasında tabii.
15 diyelim o zaman. Bir ortasını bulmak lazım çünkü.
Yok canım o kadar değil.
Herkes seni dinliyor, peki sen kimleri dinliyorsun, merak ettim?
Grup Gündoğarken sonra , MFÖ'nün hâlâ eski albümlerini dinliyorum. Daha çok bestecilik yönüyle ayakta kalmış olanları dinliyorum. İlhan Şeşen, Mazhar Alanson ve Bülent Ortaçgil gibi adamlar bir şey yapınca dinliyor insan.

'Biraz gevşedim...'
'Zalim' isimli şarkın senden önce meşhur oldu. Neler hissettin o sıralarda, her yerde şarkın çalıyor, ama kimse seni tanımıyordu?
Şöyle bir şey var, Türkiye'de yaptığı işle anılmak isteyen o kadar çok insan var ki. Televizyonlarda filan hep görüyoruz, ' Beni işimle anın, aşk hayatımı, özel hayatımı bırakın' diyen o kadar çok insan var. Ben de sadece işimle
anılan olan bir insan oldum hakikaten. Etrafımdaki insanların çok uzun zamandır bekledikleri şeyi çok kısa bir zamanda elde etmiş oldum. Ama başlarken tek amacım odamda yaptığım bestelerin Almanya'da da, Gaziantep'te de dinlenmesiydi. Sonuçta ortaya bir ürün sunuyorsunuz. Ama çok zevkli bir şey. Yolda ben aralarından geçerken, insanlar benim şarkımı keyifle dinleyip, söylüyorlardı, süper bir şey. Bununla gurur duyuyorum öncelikle. Orada çok keyif aldım, çok mutlu oldum. 'Ben buradayım, beni de sevin kardeşim' yapmayı istemedim zaten. Çok şatafat seven bir insan değilim açıkçası. Rahatlığı severim. Süslenen bir insan değilim. Kendimle uğraşmıyorum. Kendimle barışığım.
Bütün bunlar olurken, arada şöyle bir aynaya bakıp 'Yırttık galiba' filan dedin mi?
Asla böyle bir şey demedim, ama albüm çıkana kadar sinirlerim çok gergindi, müthiş heyecanlı bekleyiş vardı. Şimdi biraz gevşedim ama.
Fazla gevşemek de iyi değildir. Gevşeyenler unutuluyor çünkü.
Evet, tehlikeli bir şey ama ben şu ana kadar oluşturduğum ekiplerime ve birikimlerime güveniyorum. İkinci albümün şarkıları şimdiden hazır, yarın çıkabilir. Birikimim var. Ama sonuçta bunları sindirmek lazım ve bu da kendi içimde vereceğim bir sınav ve onu da kazanmak lazım.



 

17.04.2004

Hürriyet Gazetesi

Ayşe Arman: Yalın’ın hayatındaki 7 F

Şarkısı Zalim, 20 gün içinde satış rekorları kırdı. Uzun zamandır böyle bir pop patlaması yaşanmamıştı. O yüzden herkesin ilgisi onun üzerine yoğunlaştı.

O kim? Siz Yalın diye biliyorsunuz ama aslında o Hüseyin. Adı Hüseyin soyadı Yalın. Hemen yanlış hayallerin peşinde koşmayın, o son derece düzgün bir çocuk. Hepimizin ailesinde var olan kardeşlerimizden biri gibi. Popçu-popçu durmuyor, tuhaf acayip şeyler giymiyor. Üstelik star eğilimleri de yok, sıkılıyor filan bu. Fotoğraf çektirmekten hoşlanmıyor, poz vermeyi sevmiyor, ‘Bitse de gitsek’ havasında. Ama kafası çalışıyor, Saint Michel mezunu, üniversite öğrencisi, ailesiyle yaşıyor, tek çocuk, gitar çalmasını biliyor, poz olsun diye elinde tutmuyor. Bu röportajı yaparken hayal bile edemeyeceğim bir sürprizle karşılaştım. Hepimizin ‘Vay be!’ diyerek izlediğimiz Yalın, meğer bizim Ferai Tınç’ın yeğeniymiş. Üstelik bu kadarla da kalmıyormuş, Ferai’nin üç tane kız kardeşinin adı da F ile başlıyormuş, annesinin ve babasının da. E bir de hep birlikte Florya’da yaşamışlar İtalyan aileleri gibi. Etti mi 7 F. Röportaj, birdenbire Da Vinci’nin şifresine dönüştü! Hayalim bütün F’leri Yalın’ın arkasına saz heyeti gibi toplamaktı. Takdir edersiniz ki imkansızdı, olamadı. Belli mi olur bir gün olur, çok da şeker olur. Ortada Yalın’la birlikte ailenin direği 75 yaşındaki Feriha Hanım duracak ama...

Çocukluğunuzdan aklınızda kalmış bir kare? Herhangi bir kare? Evdesiniz, bahçedesiniz, sokakta oynuyorsunuz...

- Mutlu bir çocukluk benimki. Babam eve gelince, sigortacı olmuyor, eline gitar alıp çalıyor, Enrico Macias şarkıları söylüyor, annem de ona eşlik ediyor. Ya da kuzenlerimle birlikte anneanneme sürpriz doğum günü partisi hazırlıyoruz, bütün aile makyaj yapmış, kılıktan kılığa giriyoruz. Tek çocuğum ama dolu kuzenim var benim. Onlarla büyüdüm.

Olay nerede geçiyor?

- Florya’da. Bir sayfiye yeri gibi o zamanlar. Ara sokaklarda ufak motosikletlerle, vespa’larla dolaşabiliyorum. Dedem öldüğü için aileyi bir araya toplayan anneannem. Bütün herkes etrafında odaklanıyor.

Bütün herkes kim?

- Teyzelerim, kocaları, çocukları. Annemler dört kız kardeş. Bir teyzem de sizin gazetenin yazarı Ferai Tınç. O Cihangir’a taşınınca hepimiz bu taraflara geldik. Ama çocukluğum Florya’da geçti. İtalyan aileleri gibiydik. Bizde ailenin anne tarafı birbirine çok kenetlenmiştir. Özellikle 75 yaşındaki anneannem bir tanedir...

Bugünkü Yalın’a ne diyor anneanne?

- Hoşuna gidiyor. Ama bu türlü Powertürk’te çalan Zalim’e denk gelemiyor. ‘Anneanne, kanalı şöyle ayarlayacaksın’ diyorum. Acayip bir kadındır. Dame de Sion mezunu, 7-8 dil bilir. Bana Fransızca’yı öğreten de odur. Saint Michel’de okurken, beni o çalıştırırdı. Adı Feriha. Dedeminki de Feridun...

İkisinin ismi de F harfiyle başlıyor. Ne tesadüf!

- Sadece ikisinin olsa iyi! Teyzelerim de Ferda, Ferai ve Ferhunde. Annem de Figen. Ve olay Florya’da geçiyor. Bizim ailede F çok!

Ailedeki bu F saplantısının sebebi ne?

- Ben nereden bileyim!

Peki bütün bu F’ler bir araya gelip, fotoğraf çektirirler mi?

- Bir dene. Ama hayatta kabul etmezler


İnsanlar isimleriyle özdeşleşirmiş ya, siz de öyle misiniz?

- Albümü dinleyen, klibi izleyen pek çok kişi, ‘Yalın’ ismiyle beni özdeşleştirdi. Benim şatafatla işim yok. Parlak ve süslü yaşamam, öyle hayaller kurmam, öyle müzik de yapmam. Ben yalınım, kişiliğim yalın, ürettiğim bu albüm de yalın. Ne var ki, ben Hüseyin...

O ne demek?

- Adım Hüseyin, soyadım Yalın demek!

Peki soyadınız neden Yalın? Çok rastlanan bir soyad değil. Pekala Yılmaz ya da Öztürk olabilirdi. Özel bir hikayesi var mı?

- Soyadı kanunu çıktığı zaman Atatürk, Samsun’a geliyor. Bir yemek sofrasında da, babamın dedesi onunla tanışma şerefine erişiyor. Atatürk ona, ‘Senin soyadın Yalın olsun’ diyor, ‘Çünkü öyle bir adamsın...’

İsminizin hilafına karmaşık şeyler düşündüğünüz olur mu?

- Olur tabii...

Kişiliğinizi yalın dışında başka hangi sıfatlarla tanımlarsınız?

- Sakin bir insanım. Ya da şöyle diyelim: Dıştan çok sakin duran ama içinde büyük heyecanlar yaşayan. Sonra, tutkuluyum. En büyük örneği de bu albüm. İnat ve azimliyim. Bir de hayalci.

Peki ün, şöhret gibi kavramlarla aranız nasıl?

- Pek iyi değil. Şarkımın benden önce meşhur olması beni rahatlattı. Bu tam olarak ne bir plan ne de tesadüf. Doğal ve normal gelişti. CD’yi bitirdik, test etmek için radyolara verdik. Üzerinde sadece Yalın ve Zalim yazıyor. Fotoğraf filan da yok. Yeni şarkılar radyolarda günde 3, 5 kez çalar, Zalim 10 kere çalmaya başladı. Bunun bir pazarlama stratejisi olduğunu iddia edenler var. Tabii istedikleri gibi düşünmekte özgürler ama bunu bu hale getiren basın. Onlar bu gizemi sevdiler...

Herkesin belli kurallara uyarak ‘star’ olmak için kendini yırttığı bir ülkede, sadece bir şarkıyla patlamanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Şarkı güzelse ve siz onu güzel söylemişseniz iş bitmiştir. Gerisi palavraymış.

O şarkıda sizce insanları en çok etkileyen cümle hangisi?

- ‘Gelip de bir tanem olmaya ne hakkın var?’ En sihirli laf bence bu. O bir zalim, ama aynı zamanda benim bir tanem, iki duygu bir arada. Ki genellikle aşk böyle yaşanıyor...

Çok gençsiniz, bu Zalim şarkısını yazacak duyguları hangi arada biriktirdiniz?

- Beste yapmak, söz yazmak için bence kafa patlatmak gerekiyor. Konsantre olmak gerekiyor. Duyguları anlatacak uygun kelimeleri, sıfatları, cümleleri bulmak gerekiyor. Biraz da matematik var işin içinde. Beni Boğaz Köprüsü’nden atlatacak kadar büyük bir aşk yaşamadım yani. O kadar yara da almadım...

Uzun, başarılı ilişkilerin mi, kısa, başarısız ilişkilerin mi insanısınız?

- Kısa başarısız ilişkilerin insanı! Çabuk sıkılırım. Koç burcunun tipik özelliği. Bir insanın bir hareketi beni sıktıysa, hislerim değişmeye başlar.

Başarısızlıkla sonuçlanmış bir aşk hikayeniz var mı?

- Var tabii. Aşk hikayesi denilen şeyin zaten öyle olması gerekmiyor mu?

‘Zalim’i benim için yazdı’ diyenler var mıdır şu anda?

- Varmış. Oysa, alakası yok...

Kızların beğendiği biri misiniz?

- Bilmem. Kızlar konuşmayı sever. Dinlemeyi severim. Onlar da gitar dinlemeyi sever. Galiba beğendikleri biri olmayı becerdim...

Ya sizi şarkınız kadar sevmezlerse...

- Kızlar mı, insanlar mı?

Her ikisi de. Bu durum korkutur mu sizi?

- Biraz. ‘Bir daha Zalim gibi bir şarkı yapamaz’ diyenler yüzde 50, ‘Yapar’ diyenler de yüzde 50. Onları şaşırtmak benim elimde.

Son 20 gündür hayatınızda ne tür değişiklikler var?

- Bakkala gidiyorum: ‘Yalın Bey günaydın!’ diyorlar. Benzinciye giriyorum: ‘Abi sürekli albümünü dinliyoruz.’ Universal’in en çok satan albümler listesinde dördüncüymüşüm. Guns and Roses’dan sonra! İngiltere’deki Universal’cilerle tanışmaya Londra’ya gittim. 20 gün önce bunları hayal bile edemezdim.

Bir arkadaşım sizi ekranda görüp, ‘Ay bu benim kardeşim gibi bir şey!’ tanımını kullandı. Alınır mısınız böyle bir şeye?

- Yok canım. İnsanların beni kabullenmesi hoşuma gider. Belki de doğal olduğum için böyle bir sahiplenme var. Ben yapmacık değilim, oyun oynar halim yok. Albümüm de öyle. İçimden geldiği gibi şarkı söylüyorum...

 

YALIN röportaj 3

 

Kategori: Belirtilmemiş

Tarih:11-04-2004

Sabah Gazetesi

Hıncal Uluç

Başlık:Her sevmek, biraz terkedilmektir..

Hiç birtaneniz oldu mu hayatınızda.. Olmadıysa, boşuna anlamaya çalışmayın, Yalın'ın dediklerini.. Ben anladım.. Hayatım boyunca hep "Birtanem" olduğu için, hem de çok iyi anladım..
İlk gençliğimden beri çok popüler biri olarak yaşadım.. Etrafım hep güzel kızlar, kadınlarla çevrili oldu.. Ama hiç iki tanem olmadı.. Hayatıma girenler hep "Bir tane" olarak kaldılar..
Biri bitmeden öbürü başlamadı.. Bitmesi mi?.. Şöyle düşünüyorum da.. Hemen hiçbiri benden değil.. Hep terkedildim diye hatırlıyorum..
Hayatıma girdiler.. Bir tanem oldular ve gittiler..
Yalın'ın anlattığı bu.
Bir tanesi onu bırakmış gitmiş.. Sonra geri dönmek istemiş, öyle anlaşılıyor..
Yalın isyan ediyor.. "Hadi diyelim seni sevdim bir daha Gözümü karartıp yeniden taptım da Değişecek misin söyle
Değişebilecek misin zalim?." Ve finalde kükrüyor.. "Gelip de birtanem olmaya ne hakkın var?.."
Yalın'ın en vurucu cümlesi de bu.. "Birtanem olmaya ne hakkın var?.." "Sen birtane olmak ne demektir bilir misin?.. Sen birtanesi olmak beni nasıl bağlar bilir misin?. Sen birtane olmaya hazır mısın, layık mısın?.. Sen bir tane olmanın yükünü çekebilir misin?."
Onun için sordum, "Hiç birtaneniz oldu mu hayatınızda" diye..
Olduysa anlarsınız ancak..
Birtane varsa hayatınızda, o hayatınızdır sizin.. Yaşamınızın keyfidir. Hele güzel bir şey yaşadınız mı, ille de onu düşünürsünüz, "Burada olsaydı" diye.. Onunla birlikte olmak güzeldir, ama beklemek de güzeldir ha..
Birtaneyi beklemek bir efsanedir.. Keyiftir beklemek.. Özlemle beklemek.. Ama bir yandan da zulümdür.. Yalın'ın "Zalim" demesi bundan..
Kapıda anahtarın her dönüşünde, telefonun zili her çaldığında, içinizde bir heyecan kıpırdar.. "O mu" diye..
Her "Değilmiş" bir acı bırakır yüreğinizde.. Sizi aramaktan başka günahı olmayana bile kızarsınız, "Niye o değil ki?."
Yok canım.. Birlikte bir şey yapmak, birşeyleri paylaşmak için değildir Birtane..
Sadece birlikte olmaktır.. Onu yanında, yakınında hissetmektir, hatta evin başka odasında olsa, çok başka şeylerle uğraşsa.. Onu hiç görmeseniz, duymasanız, dokunmadan, koklamadan saatler geçirseniz bile, onun sadece orada olduğunu hissetmeniz size mutluluk veriyorsa işte o zaman birtaneniz vardır..
..Ve başkaca şeyiniz de yoktur, artık.. Onun için işte "Birtane" olmak, aslında büyük sorumluluktur..
Hele öyle uçarı, hele öyle haşarı, öyle canı isteyince kaybolup, canı isteyince ortaya çıkanlardan oldunuz mu, Yalın sorar, o zaman..
"Birtanem olmaya hakkın var mı?.."

 

 

 

Tarih:15-05-2004

Sabah Gazetesi

Öncel Öziçer

Başlık: Hem ağlarım hem giderim

Kızlar nerede yanlış yapar?
Bugün saat 5'ten itibaren sonuçlar ne olur, kim kazanır kim kaybeder bilemem ama bu aralar Türkiye'de 'bir kazanan' var.. Adı Yalın'mış.. Şarkısı Zalim. Ya da diğer adıyla Ellerine Sağlık.. Herkesin dilinde bu şarkı. Benim de. Radyoyu açıyorsunuz Zalim, mağazaya alışverişe giriyorsunuz Zalim, arkadaşınızla yolda yürürken, ağzına takılmış bir kere mırıl mırıl döktürüyor:
Zaaalim! Yalın, şarkıyı öyle sakin, öyle pamuk gibi bir sesle ve hakikaten öyle yalın söylüyor ki, şarkı daha ilk seferde dinleyeni tavlayıveriyor. Ben bu şarkıdaki gibi kendilerine 'yamuk yapıldığında', hasmını usulu usul, öfkelenmeden, bağırıp çağırmadan, sükuneti elden bırakmadan yerden yere çarpanlara bayılıyorum. Hiçbir zaman bu mertebeye erişemedim ama erişenlere hep özendim.
Şimdi şöyle diyor pop müziğinin bu yeni üyesi genç arkadaş: "Aferin güzelim, yani tebrik ediyorum seni. İyi halt ettin, ottan bi sebepten çektin gittin. Bravo. Ne diyeyim ki şimdi ben sana? Peki bugün ne oldu? Tekrar geri mi dönüyosun?
Hadi tamam gel diyeyim de, yalnız sen bu kez değişmiş olacak mısın? Başına taş mı düştü ne oldu, anlamadım ki? Bak, yine aynı kaprisleri, aynı kıskançlık krizlerini çekemem, söyleyeyim. Yani bana yine eziyet çektireceksen, sağol, ben almiim. Hadi bence sen hiç canımı sıkma benim. Zaaaaalim." Ah ah, şimdi çocukcağız saçını başını yoluyordur, benim şarkı ne hale geldi, diye. Sözleri tabii ki bunlar değil ama benim anladığım meali aynen bu.. Şimdi, çiftler arasında sorunlar genelde böyle sakin sakin aşılmaz.
Hele de canı yanan, özellikle kız tarafı ise.. Şöyle olur: Sevgiliniz sizi haksız yere üzse, kırsa, bir üstüne terkedip gitse, sonra da "ben pişman oldum, ne olur geri döneyim, söz bak kez çok değişeceğim", dese.. Artık adamın beynini suşi niyetine yer, hırsınızdan, öfkeden etlerini lime lime eder, eski defterleri yeniden muhasebeye alır, zıplaya zıplaya ve de doya doya kavganızı edersiniz. (Zıplamak, sesiniz daha çok çıksın diye kendinizi zorlamanızdan kaynaklanıyor.) Peki bu, ne işe yarar? Sizi haklıyken, haksız duruma düşürür.
Karizmayı bozar. Saygınlık ortadan kalkar. Doğrusu, Yalın gibi olmak. Sineği seveceksin, belini incitmeyeceksin. Gerçi bunun erkek ve kadın kimyasıyla da ilgisi var galiba.
Biz kadınlar kaynama noktasına çabuk ulaşıyoruz. Ve bu yüzden çok rahat galip geleceğimiz maçları, puan kaybıyla kapatabiliyoruz. Bu arada Yalın, helal olsun sana genç arkadaşım. Tek bir şarkının üzerine bana bu kadar gevezelik ettirdin ya. Gerçekten, 'Ellerine Sağlık"!


 

Tarih: 06-04-2004

Sabah Gazetesi

Ali Kırca

Başlık: Hadi durma, kutla bu zafer senin!

Bir şarkıdır gidiyor sokaklarda... Düne kadar kimselerin adını bilmediği genç bir şarkıcının nağmeleri herkesin dilinde. Gizemli isminin arkasında bir süre gizlenen "resmi" de yavaş yavaş çıkıyor ortaya.
Milyonları arkasında sürükleyecek bir "karizma"nın izleri görülmüyor resminde. Kendi halinde; hatta engelleyemediği bir "tevazu"nun ağırlığı altında kalmış bir genç insan portresi çıkıyor albümdeki "ışık oyunlarıyla süslenmiş" resmin altından.
Bu resmi tanıyoruz aslında. Bu resim yabancı değil. Resmin ipuçlarını çözmek için doğum tarihini öğrenmek yetiyor. 1980'lerin çocuğu o. 12 Eylül girdabının ya kısa süre öncesinde, ya tam o yıl, ya da birkaç yıl sonrasında doğanların hayata tutunma savaşlarının ve hayata bakışlarının ortak fotoğrafı gülümsüyor içinde.
Dışarıdan her şeyi umursamaz görünen, oysa içinde derin bir hüznü barındıran ortak bir kuşak fotoğrafı. İnsanlığın yeni bir yüz yıla hatta milenyuma geçmeye hazırlandığı yıllarda; yıkılan duvarların kapısını açtığı bir değişimin içinde kendisini bulmuş bir kuşak. Değişim!.. Nereye doğru ve ne kadar? Yıkılandan sonra yerine yenisinin bir türlü kurulamadığı; cevabını yıkanların da bilmediği bir "kaos" dönemi aslında 1980'lerden bu yana yaşanan.
Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi ve daha çok barış isterken; daha vahşi savaşların kanattığı bir yirmi yıl. Ve büyük umutlarla girilen yeni milenyumda da büyük kaosun devamından başka bir şey yok henüz... Gelecek nerede?
Nereye tutunulacak bugünden yarına uzanırken bilinmez ve sarsıcı yolculuklarda? Hangi değerler baş tacı edilecek? Ya da kaldı mı ki bir değer "kayda değer!" Hayat sınavını geçmeye çalışanların önüne uzatılan sınav kağıtlarındaki zor soruları soranlar bile biliyorlar mı ki cevaplarını?

***

O zaman bir şey oluyor işte: Sizin dayattığınız sınav kağıtlarını yırtıp atıyorlar bir kenara. Kendi sordukları sorulara kendi cevaplarını yazıyorlar.
Bu soruların ve bu cevapların size "yabancı" ve "sorumsuz, ilgisiz ve apolitik" gelmesi sizin sorununuzdur. Kendi hayatlarının yolunu el yordamlarıyla bulurken; o yolun sizin yolunuzla kesişmiyor olması da onların sorunudur.
Keşke daha "sorunsuz" bir dünya "inşa" etseydiniz, ne yapalım? Umursamaz göründükleri dünyadan "gizli" acılar çekiyor olmaları umurunuzda mı? Ya da gerçekten umursamıyorlarsa bundan size ne?

***


Oysa umursadıkları ne çok şey var!.. Öyle olmasaydı "baş tacı" ettikleri şarkının peşine takılırlar mıydı bir "genç şarkıcı"nın yürek atışlarıyla... Düşünün ki; "medya özel tim"leri, ülkeye yeni "pop star"lar kazandırmak için seferber olmuşken ve her biri "muazzam" medya desteğine karşın unutkanlık" denizinde boğulup giderken...
Kendi halinde oldukça "Yalın" bir delikanlı; bütün bu gürültünün içinden sesini duyuruyor sokaklarda... "Zalim" diye ortak bir koronun çığlığı yükseliyor sonra. İnce "sitem"lerin, sessiz "isyan" ların manifestosu ve her şeye rağmen aramaktan vazgeçilmeyen "aşk"ların hasreti dilleniyor 80'lerde dünyaya getirdiğiniz çocukların sesinde.
Bu şarkılarda ve söyledikleri bütün şarkılarda. Göremiyorsanız kendi gözlerinize bakın aynalarda...
"Ellerine sağlık/hadi durma kutla bu zafer senin/yüreğine sağlık/yalan dünyanda tek safirin/onu kaybetme,onu kirletme,hırsınla süsleme... Zalim, oyunbozan/sen de, bu büyü de yalan/gelip de birtanem olmaya ne hakkın var?/gelip de bu canda hükmetmeye ne hakkın var?" Bu kadar!... =))
Tarih:07-05-2005

Sabah Gazetesi

Hıncal Uluç

Başlık: Bir Bakmışsın Yalın!

YALIN tam bir yıl sonra ilki kadar güzel ikinci albümünü çıkardı. Kendi tarzını ve yorumunu koruduğu bu yeni albüm sanki ilkinin devamı gibi. Çıkış şarkısı "Küçücüğüm'ü çok beğendim. Özellikle nakarat bölümleri ilk albümdeki Zalim şarkısını çağrıştırıyor.
İsim şarkısı "Bir Bakmışsın" keyifli.. "Benden değerli değilsin" ve "Üzülmeye doymuşum" dizeleri dikkat çekici. "Keşke" çok zevkle dinlediğim bir şarkı. "Ben Bilmem" albümü ikinci dinleyişimde dikkatimi çekti ve sonra vazgeçilmez oldu..
"Ben bilmem unutmayı, ben bilmem, yüreğimde ağırlığınla, sana esir canımla, bu yollardan geçemem." Güzel sözler. "Aşk ne demek" en beğendiğim şarkılardan biri.
Diğeri de "Yağmur" çok duygusal güzel bir slow. Albüm çok kaliteli bir beste olan "Üzülme" ile bitiyor. Bu şarkıda Yalın "Hayaller güneye gerçekler kuzeye doğru" demiş! Tüm söz ve müzikler Yalın'ın kendisine ait. Prodüktör Kargo grubundan tanıdığımız Selim Öztürk. Güzel düzenlemeleri Yalın, Selim Öztürk, Serkan Çeliköz, Burak Karakaş ve Ferhat Hasanoğlu yapmışlar. Yakın çevremde albümü dinleyenlere "Hangi şarkıyı beğendin" diye sorduğumda her biri bir başka şarkıyı söyledi.
Bir dipnotla yazımızı bitirelim: 18 Mayıs çarşamba günü İstanbul Açıkhava Tiyatro'sunda Yalın'ı seyredebilirsiniz.

 

 

 

Tarih:05-06-2005

Vatan Gazetesi

Ruhat Mengi

Başlık: Açıkhavada Süper Bir Konser!

'O' nun konserinden neden mi bahsediyorum 'demiştim' ben de sabırsızlıkla bekliyorum da ondan'...

Mayıs ayında yapılacak konser ertelenmişti ve biz Yalınseverler Haziran'ı beklemek zorunda kalmıştık. Cuma akşamı Harbiye'deki Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'na, yanımda Yalınsever 4 lise öğrencisi genç kızla gittiğimde Tiyatro hemen hemen tümüyle dolmuştu. Ön sıradaki yerime doğru ilerledim ve ne göreyim; Haşmet Babaoğlu benden de önce yanımdaki koltuğa kurulmamış mı...

"Bekliyordum zaten ne zaman gelecek diye" sözleriyle karşıladı beni. Söyledim mi, sözümde duracağımı biliyor... Zaman zaman arka sıralardan gelen akınlarla önümüzdeki orkestra boşluğuna düşme tehlikesi geçirsek de kusursuz bir müzik ziyafeti yaşadık.

Fakat o sahne önündeki boşluk iyi ki var, Maazallah bir de olmasa sahnedeki sanatçıyı koydunsa bul!

Neyse... O akşam Yalın'ı sahnede ilk kez izleyecektim. İlk şarkısı "Zalim"le müthiş bir çıkış yaşayan ve bu şarkıdan sonra yaptığı her parçası aynı ilgiyi gören sanatçının söz ve müziği kendisine ait olan şarkılarını ben de ilk günden beri çok sevmiştim. Üstelik kızım Yasemin'in üniversite sınavlarına hazırlanırken bile onun müziğiyle çalışması sonucunda bunları ezbere biliyordum.

Bununla birlikte doğrusu ilk kez çıkacağı bu kadar büyük çapta bir konserde böyle bir basan beklemiyordum.

'Böyle bir başarı' ile 'sahne performansının kusursuzluğu'nu kastediyorum. Bir yıl gibi kısa bir zamanda son derece rahat, özgüveni tam, güzel ve esprili konuşan bir sanatçı olarak yetişmiş Yalın. Ve her parçasını sahnede de CD'lerindeki kadar güzel söylüyor.

Önemli özelliklerinden birinin "özgün"lüğü olduğunu biliyor. Ve bu nedenle kendisi "benzemekten, benzetilmekten" hoşlanmıyor ama söyleyeceğim yine de... Onun sahnedeki sempatisi, hareketliliği ve dinleyici ile kurduğu sıcak iletişim çok sevdiğim ve şarkılarını zevkle dinlediğim bir başka pop müzik sanatçısını (gerçek sanatçı bunlar) Kenan Doğulu'yu hatırlattı bana... Tarzları tamamen farklı olmakla birlikte ikisi de kendi aşk hikâyelerini inanılmaz bir gerçeklik ve duygusallıkla yine kendi yazdıkları şarkılara yansıtabiliyorlar.

O kadar sıcak ve gerçek ki şarkılardaki sözler, öyküler, yaşanmışlığını hissediyorsunuz. Ve işte kitlelerin beğenisini elde etmelerinin önemli sırlarından biri de burada yatıyor bence... Öylesine, "aşk"ı özellikle konu yaparak, etkilemek için yazılmamış bu şarkılar... Yaşanmış gerçekten... Üzmüş, ağlatmış...

Yalın'ın da yokmu hiç "etkilemek için", etkileyeceğini kesin bilerek yazdıkları? Bence var; örneğin "Son aşkım olacaksın" dediğinde bunun hayranlarında ne etki yapacağını biliyor.

Eh, o kadar olacak artık!

 


Tarih: 03-05-2004

Sabah Gazetesi

Başlık: Üç yıl önce albüm yapsaydım silinirdim

'Ellerine Sağlık' adlı şarkısı ile bir anda listeleri alt üst eden Yalın, hali, tavrı ve duygu yüklü şarkılarıyla kendi isminin de hakkını veriyor. Çünkü ifadesi, şarkıları ve görüntüsü de adı gibi yalın... Cosmopolitan Dergisi de mayıs sayısında, Yalın ile müziği ve hedefleri üzerine konuştu...

* Müzik yapmaya profesyonel olarak ne zaman karar verdin? 17-18 yaşımdayken karar verdim. O zaman bir tane şarkı yapmıştım 'Tüm Notalar Benim' isminde. Bu, profesyonelce yapılmış ilk bestemdi. İkinci albüme koyacağız inşallah. Bu şarkıyı 17 yaşımdayken yapmıştım ve profesyonelce bu işi yapmaya karar verdim. Ve 'demo'lar hazırladım. Daha fazla beste yapmaya, daha çok çalışmaya başladım.

* Popstar diye bir yarışma olacağını tahmin edememişsin belli ki... Ben o yarışmaya katılamazdım. Çünkü öyle bir cesareti kendimde bulamıyorum. Hiç bilinmiyorsunuz, bir anda insanların karşısına çıkıyor ve performansınızı sergilemek zorundasınız. İnsanlar sizi o anda tanıyor. O gün çok keyifsiz olabilirsiniz, çok yorgun olabilirsiniz ve bir anda elenebilirsiniz. Türkiye sizi izliyor ve dört jüri üyesi, sizi eleştiriyor. Ben hakikaten şu durumda bile o cesareti kendimde bulamıyorum.

* Müzikle ilk ilişkinin babanın gitar çalmasıyla başladığını söylüyorsun. Baban müzisyen mi? Babam müzisyen değil ama işten eve geldiği zaman akşamları rahatlamak için gitarını eline alıp çalardı ben 4-5 yaşındayken. Ben öyle yetiştim. Enrico Macias şarkıları çalardı. Aslında kendini dinlendirmek, kafasını boşaltmak için çalardı.

* Çalmaya 17 yaşında başlamana rağmen, albüm için niye bu kadar çok bekledin? Depremden sonra 2000 yılında başlayan ekonomik kriz ve müzik sektörüne bunun yansımaları zor anlar yaşattı. O zaman da koşturuyordum elimde demo'larımda... Albüm yapmak istiyordum ama ama o günün ortamında piyasada

 
 
  Bugün 18 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı! Bu sitedeki hiçbir görsel yada işitsel malzeme ilgili kişilerin izni olmaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz. Copyright © 2008 adiguzel Productions. Tüm Hakları Saklıdır. ...::::RACHAEL::::...  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=